Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home3/folklorg/public_html/forum/Sources/Load.php(225) : runtime-created function on line 3

Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home3/folklorg/public_html/forum/Sources/Load.php(225) : runtime-created function on line 3

Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home3/folklorg/public_html/forum/Sources/Load.php(225) : runtime-created function on line 3

Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home3/folklorg/public_html/forum/Sources/Load.php(225) : runtime-created function on line 3

Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home3/folklorg/public_html/forum/Sources/Load.php(225) : runtime-created function on line 3
Son gönderdiği mesajlar: YörüKızı | Folklor / Halk Oyunları Forum

İletisim İcin Tiklayiniz
+ Folklor .Gen.Tr Forum
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
  İletileri Göster
Sayfa: [1]
1  Genel Kategori / Tanışma / Ynt: Slm olsun herkese... : 31-12-2009, 00:56
Evet bu da güzeldi.Doğru söylüyorsunuz...
2  Folklor / Halk Müziği / Ynt: Türk Halk Müziği Çalgıları : 06-12-2009, 23:36
Kendi Kültürümüzle ilgili bizle ilgili özümüzü bir melodiyle anlatan bu çalgılarımız oldukça önemlidir.Onları korumak varlıklarını sürdürmelerini sağlamak kullanımını genişletmek ise bizlere düşer.Güzel bilgiler pylşm için sağol!
3  Genel Kategori / Tanışma / Ynt: Slm olsun herkese... : 31-10-2009, 02:16
Sağolasın.  yeterki o hoşnutluk herkese ulaşsın...
4  Genel Kategori / Tanışma / Slm olsun herkese... : 30-10-2009, 23:27
Tüm halkoyunları severlerine ilgilenenlere ya da merak uğruna sadece dinleyip seyredenlere kim olursan ol nasıl olursan ol yeterki candan yürekten bizden ol:) herkese slm olsun!
5  Halk Oyunları / Müzikler / Ynt: Kırklareli Yöresi Müzikleri : 30-10-2009, 23:22
güzel pylşım ama indirilmiyor.Yenilense iyi olacak galiba...
6  Halk Oyunları / Yöreler / Ynt: FOLKLORİK DANS (KOL BASTI VB) YARIŞMASI : 17-09-2009, 19:07
Yarışmalara da katılacak ya!
Merak ediyorum açıkcası bakalım nasıl olacakmış yarışması.pylşm için sağol.
7  Halk Oyunları / Yöreler / Ynt: MANİSA OYUNLARI : 17-09-2009, 19:05
pylşm için sağol.Egeli değil miyim benim için tüm oyunları güzel.Manisanın da kendine has güzellikleri var.pylşm içn sağol.
8  Folklor / Halk Müziği / …Türkü… (Nazım Biçimleri) : 17-09-2009, 18:18
Türkçe ait ürün anlamındadır.Türküyü oluşturan dize grupları arasında tekrarlardan kavuştak bölümleri vardır. Türküler ezgilerine göre adlar;uzun havalar,kırık havalar(oyun havaları). Konusuna göre ise ölüm,ayrılık,savaş,çocuk,doğa…türküleri olur.


Bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için Türkiye’nin sözlü geleneğinde en çok kullanılan ad Türküler dir. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.


Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuş ve bunlar da anonimleşme eğilimine girmiştir. Türkü söylemeye “türkü yakmak” da denir. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça “ı” eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. “Türk’e özgü” anlamına gelir.


Türkü sözcüğü ilk kez XV. Yüzyılda Doğu Türklerince kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu’da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede’nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.


Ezgilerine göre türküler

* Kırık havalar: Usullü ezgilerdir. Alt türleri; türkü (genelde tüm kırık havalar için, özelde diğer türlerin dışında kalanlar için kullanılır), deyiş, koşma, semah, tatyan, barana, zeybek, horon, halay, bar, bengi, sallama, güvende, oyun havası, karşılama, ağırlama, peşrev, teke zortlatması, gakgili havası, dımıdan, zil havası, fingil havası dır.


* Uzun havalar: Usulsüz ezgilerdir. Alt türleri; uzun hava (diğer türlere girmeyenler için kullanılır), barak, bozlak, gurbet havası, yas havası, tecnis, boğaz havası, elagözlü, maya, hoyrat, divan, yol havası, yayla havası, mugam dır. Ayrıca gazeller de özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde halk arasında söylenmektedir.


Konularına göre türküler

Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.


Yapılarına göre türküler

* Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
* Dörtlüklerle kurulu türküler.dörtlüklerle kurulu türküler adı üstünde dörtlüklerden oluşan türkülerdir.bu tür türküler de anonimdir.



Özellikleri:


1. Türkülerde konu zenginliği vardır. Aşk, ayrılık, ölüm, tabiat, kahramanlık, güzellik başlıca konularıdır.
2. Hecenin yedili, sekizli en çok da on birli kalıplarıyla yazılırlar.
3. Türküler genelde dörder mısralı bentlerden oluşur.
4. Bazıları koşma şeklindedir.
5. Bazı türkülerde her bendin sonunda aynı dize veya dizeler tekrarlanır. Bu tekrarlanan dizelere nakarat (kavuştak) adı verilir. Nakaratların völçüsü bazen ana bentlerin ölçüsünden ayrı olabilir.
6. Türkülerin kafiye örgüsü genelde şöyledir: “aaab cccb dddb”, “aaabb cccbb dddbb” veya “aaabcc dddbcc eeebcc” şeklindedir.
7. Türküler ait oldukları bölgelere göre adlar alırlar.
8. Genelde anonimdirler ama söyleyeni belli olan türküler de vardır.

*Kadim...Alıntı*
9  Folklor / Halk Müziği / Uzun Hava : 17-09-2009, 18:13
Uzun Hava   
   Uzun Hava ya da düz hava, hava yakmak, yakım yakmak, ozannama okumak, hava ekmek, hava asılmak, yüksek hava, avaz; çıkışmak, kazındırmak, koşma koşmak (okumak), mani okumak, uzun kayda, engin hava gibi terim ve tabirler, yurdumuzda halk musikisi çalışmalarının başladığı ilk yıllardan itibaren kullanılmış ve çeşitli bilim adamlarınca çok kereler tanımlanmaya çalışılmıştır.

Uzun hava için; Seyfettin ve Sezai Asaf (1926:3),”Bunları halk şairleri terennüm ederler ki, Avrupa musikisinde mevcut olan resitatifin1 mukabilidir. Bu uzun havalar, usul ile çalınmaz, her sanatkarların arzusuna göre serbestçe çalınabilir.”, Gazimihal (1982:192), “Uzun havalar: usulsüz musikilere Anadolu’da umumiyetle bu isim verilir. Muhtelif nevi’leri vardır…”, Saygun (1937:60) “…ritm tamamiyle serbest olup; kelimeler “resitatif” e müşhabil bir suretle teganni olunur.” Ataman (1953:677) ise:
“Serbest ağızlar umumiyetle iki şekil gösterir. Ya resitativ’e yakın ağızlardır ki, muayyen kalıp ve ölçüde veya kadans halinde icra edilen ses gösterileri yahut da parlando2 rubato3 diyebileceğimiz tamamen serbest, yani söyleyenin kendi arzu ve zevkine göre nağmelerin uzatılıp kısaltılması tarzında (bu tabii her okuyanın yeni bir beste meydana getirmesi şeklinde bir başı boşluk olmayıp, yine muayyen bir üslup ve avazı olan bir icra tarzıdır) musiki tezahürleridir.”
demektir. Sarısözen (1962:4) uzun havayı; “Ölçü ve ritim bakımından serbest olduğu halde, dizisi bilinen ve dizi içindeki seyri, belli kalıplara bağlı bulunan ezgilere “uzun hava” denilir.” Şeklinde açıklamaktadır.

Çeşitli makale kitaplarda yapılan bu tanımların dışında, Ataman ve Yönetken uzun havaları gruplara daha ayrıntılı biçimde açıklamaya çalışmışlardır. Ataman (1964) gruplamayı şu şekilde yapmaktadır:

“Uzun havaların tonal ve yapı özelliklerini genel olarak aşağıdaki şekilde göstermek mümkündür.

1) Kelime Ritmine uymak suretiyle bir çeşit (Recitatif)e yakın, (parlondo Rubato), yahut (parlondo Reçitativo) diye bileceğimiz cinsten (okuyanın kendi zevkine bırakılmış, fakat belli tavır ve üslubuna uyarak çağrılan (icra edilen) serbest ölçülü ağızlar.
2) Kuruluşu birinci tip gibi, fakat sonundaki müzik cümlesini asılı bırakarak (Of), (Oy), (Vay), (Vah), gibi uzun veya kısa süren, yahut (Oy Oy), (Vah Vah), (Of Of) gibi, fakat sesle veya çalgı ile bağlantılı olanlar.
3) Yine birinci tip gibi, fakat sesle veya çalgı ile bağlantılı olanlar.
4) Yine aynı tipte, başta ortada ve sonlarda kırık hava ile bağlantıları olanlar.
5) Bu tiplere uymayan, fakat karakteristik serbest ölçülü (okuyanın keyfine tabi olmayan ağızlar.) Bu tip ezgiler tamamen ritm hisse vermemekle beraber, zaman zaman ritme girerler.”

Yönetken (1971), ölçüsüz musikileri şöyle gruplandırmaktadır:

“1) Tamamen ölçüsüz uzun havalar. Bunlar saz refakati olduğu zaman da saz gene ölçüsüz çalar.
2) Aralarında, baş ve sonlarında başta orada usulsüz pasajlar olan ezgiler.”

Halk müziğinin araştırması geliştikçe, konu hakkında daha geniş, bilgi ve yaklaşımların ortaya çıktığını, ancak buna rağmen yapılan lamaların, tek başına uzun hava konusunu açıklamaya yetmediğini yen Şenel (1991) tüm söylenenlerden bir bütünlük sağlamaya çalışarak havaları şu şekilde açıklamıştır:

“1) Serbest ritmlidir (Ölçüsüz, usulsüz, serbest ölçülü, serbest tartımlı tabirleri yerine…)
2) Dizi ve dizi içindeki seyri belli kalıplara bağlıdır.
3) Kelime ritmine uygun veya bir heceye bir not isabet eden Resitatif (Parloando Reçitative) veya Parlando Rubato tarzdadır.
4) Ritmli ezgilerle iç içe görülebilir: a) Aralarında, baş ve sonlarında ölçülü saz kısımları pasajlar olabilir, b) Esasta kırık, fakat başta, orada usulsüz pasajlar olabilir.
5) Kuruluşu 2. maddeye uymakla birlikte, sonraki müzik cümlesini asılı bırakan ve tekrarlanan (of, vah, oy oy) gibi terennüm katmalı olabilir vs.”

Araştırmacıların, uzun hava adı altında verdikleri bu örnekler, yaratıldıkları ve icra edildikleri bölgelerde değişik isimlerle anılmaktadır. Bunlar genellikle ezgi, aşık, olay, olayla ilgili şahıs, mahalli ağız, yer, ya da yöre, edebi tür, özel terimler, aşiret, vb. gibi adlarla belirtilmektedir. Yapılan çalışmalarda uzun hava örneklerinin isimlerinin verildiği, çeşit, şekil, biçim (form), ezgi, dizi ve konu gibi birbirinden farklı yaklaşımlarla değerlendirilip, ancak yeterli açıklama ve sınıflandırılmanın yapılmadığı görülmektedir. Markoff (1986) ise doktora tezinde topladığı ezgileri iki gruba ayırmıştır.
“1. Vokal melodiler;
a) Bölgesel isimlere bağlı. Maya, Bozlak (Türkmen ve Afşar), Hoyrat, Barak, Yol Havası, Gurbet Havası, Yayla Havası,
b) Etnik ve kabile isimlerine bağlı: Türkmeni. Varsağı, Afşar,
c) Ağıtlar: Ağıt, Mersiye,
d) Aşıkların adlarıyla ilgili Garip, Kerem, Emralı,
e) İslami- Tasavvufi Tarikatlarla bağlı: Kalanderi,
f) Divan edebiyatından alınmış terimler: Divan Müstezat, Semai

2. Instrumental Melodiler;
a) Solo Instrumental: Köroğlu, Kerem, Gazel, Lavik, Karakoyun,
b) Vokal ve Instrumental Melodiler için giriş (prelüd)ve ara saz (unterlüd) melodiler.: Ayak, Açış, Gezinti.”

Görüldüğü gibi uzun havalarla ilgili yapılan çalışmalarda “tür unsurlarını tam olarak tespit edememiş biçim ve kuruluş hususiyetleri, tematik hususiyetler yeterince tespit edilerek ortaya çıkarılamamıştır.” (Şenel 1991).
 
Türkü **** Alıntı.
10  Folklor / Genel / Folklor Edebiyat : 17-09-2009, 18:04
Halk Şiiri Üzerine

Yaşanan bir soruna, gelişmeye, olaya sanatçı yaklaşımıyla, hem toplumun geneli hem de yöneticilerinin yaklaşımları arasında epey farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, toplumun ilerlemesi, güçlerin dengelenmesi gibi durumlarda önemli işlevler yüklenebilmektedir. Herhangi bir nedenden dolayı duygu ve düşüncelerini, sanatı aracılığıyla ya da doğrudan yansıtan bir aydın, duyarlılığı itibariyle çoğu zaman birtakım ilk tartışmaların öncüsü olabilmektedir. Kuşkusuz bu tartışma toplumun her kesiminde yankı bulmayabilir. Yankı bulacak olsa da zaten toplumun tüm kesimlerinde aynı olumlulukla (ya da olumsuzlukla) algılanmayabilir. Çoğu zaman, varolan düzeni sürdürmek isteyen ya da sürdürmekle görevli olanlarla belirli çelişkilere yolaçar. Değişik boyutlarda da kendini gösterebilir. Sert eleştiri, dışlama, kovuşturma, şiddete başvurma vs. bunlardan bazıları.

Aydının yaşamı, düşkırıklıkları bütünü gibidir. Çünkü aydın, çoğu zaman olumsuz sonucu bilerek ama yine de yeni bir umutla yeni arayışlar içine girme seçeneksizliğiyle karşı karşıyadır.

Sözü edildiği gibi, aydınlarla toplumun öteki kesimleri arasında varolan kopukluk, dahası uçurum örnekleriyle doludur tarih. Bu çelişki bugüne dek olduğu gibi bundan böyle de sürüp gidecektir doğallıkla. Özellikle bu çelişkinin azaldığı, aydınlarla toplum arasında yakınlaşmanın yaşandığı tarihsel dönemlerde önemli sayılabilecek sıçramalar kolaylaşmıştır. Daha çok, gücü elinde tutanı hedef alan, çeşitli boyutlarda karşı çıkışlar olmuştur. O günün koşullarını gözönünde bulundurarak doğruluğuna ilişkin yorum yapmak bir yana, belli söylemler bağlamında, toplumla aydınlar arasında gelişen ilişki bu türden karşı çıkışları somut hedeflere götürebilmektedir.

Her ne kadar belirli zamanlarda belli yakınlaşmalar yaşansa da aydın ve toplum ilişkisi sürekli bir çelişki barındırmıştır içinde. Çoğu da, amaca ulaşıldıktan sonra gücün yeni sahipleriyle uzlaşmayan aydınların çeşitli boyutlarda karşılaştıkları sorunlar olarak sürüp gider.

Düşünme, yaşama vs. biçimlerinden dolayı topluma yabancılaşma tehlikesi de sözkonusudur. Tarihin her döneminde bu türden örneklere rastlamak olanaklıdır. Avrupa’da 1500’lü yılların son yarısından itibaren yaşanmaya başlayan aydınlanma sürecinden 20. yüzyıldaki toplumsal dönüşümlere dek her dönemde bu türden çelişkiler sürekli olarak insanların yaşamına malolacak sonuçlara varmıştır.

Bu yanıyla düşünüldüğünde aydınlarla, halk ozanları arasında benzerlikler daha belirginleşir. Ancak bir de, halk ozanlarıyla öteki aydınları önemli bir ölçüde ayıran işin bir başka boyutunu vurgulamak gerekir.

Yaşamlarını daha çok toplumla içiçe olarak sürdüren halk ozanları, aydınların genel konumundan oldukça ayrı bir durumdadır. Buna ilişkin 2 belirgin örnek verilebilir: İlki, toplumda birçok bakımdan öncü özelliklerini sürdürmeleri, ikincisi, yaşamlarının daha doğrudan topluma bağlı olması.

Toplumun sorunlarını dile getirmeleri, olup biteni daha erken görmelerinin yanısıra, yaşamlarını sürdürmeleri için bir gereklilik olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu işleyiş ya da ilişki öyle karmaşık bir yapıdadır ki, gereklilikle gönüllülük arasındaki çizgiyi seçebilmek olanaksızdır çoğu. Bu anlamda da, toplumun gerek duyduğu kahramanlardır halk ozanları. Daha sonra ayrıntılı olarak ele alınacağı gibi, ozan sözcüğünün kökünün de ileri geçmek, öne geçmek olduğu düşünülürse bugünkü anlamıyla da oldukça özdeşliğinden sözedilebilir.

Hangi dönemde olursa olsun, toplum, kullanabileceği kahramanlar yaratır. Bu kahramanların ortak yanı ise, yalnız bırakılmaları ve kurtarmaya çalıştıklarına zarar ver(e)memeleridir. Çünkü insanlar fazlaca yanaşmaz böylesi tehlikelere. Bu, bir anlamda iktidarla kahramanların eşitsiz ve hüzünlü düellosudur. Yitiren hep aynıdır, kazanan da.

Klasik, masallardaki gibi bir kahramanlık yok artık; günümüzde yok böyle birşey. Bilginin yayıldığı toplumlarda efsane yaratmak kolay değil. Efsaneleşmeyen kahramanlarsa her an korkak, işe yaramaz biçime sokulabilirler. Diğer insanlar gibi ve diğer insanlarla yaşadığı sürece kaçınılmaz olur bu sonuç. Yaşadıklarında ise bu tehlike daha belirgindir.

Günümüzde yaşayan ve tanınan hemen tüm aşık/ozan/şairlere ilişkin olumlu olduğu kadar olumsuz şeyler de anlatılır. Belirli bir kişiyi öne çıkarmadan, genel anlamda düşünülürse toplumun bu anlamdaki yargısı doğru olabildiği kadar acımasız ve haksız da olabilmektedir. Onun için şiir/türkü estetiği açısından incelenmesi gereken kişi, çoğu zaman günlük yaşamı düzeyinde, genellikle de olumsuz olarak ele alınabilmektedir.

Bunun bir karşıtı olarak da kişinin kendisi, sanatından öte abartılmakta ve belirli yanılsamalara yolaçmaktadır.

Belki bu anlamda, toplumun en dolaysız ilişki kurduğu kahraman olan halk ozanları, hem talihsiz, hem de gönüllü bir işlev görürler.

© Bekir Karadeniz

(Yazı, »1900’den 2000’e Halk Şiiri« adlı araştırmadan bir bölüm olarak aktarıldı.)
11  Folklor / Genel / Halk Bilimi : 17-09-2009, 18:00
   HALK BİLİMİ

    Halk ;aynı dili konuşan benzer yaşama alışkanlıklarını sürdüren gelenek ve göreneklerle birbirlerine bağlı ilişkileri, birinci ortak bir tarihi olan homojen toplum kesimidir.

    Bilim; toplum denilen varlığın zaman içerisinde çevresindeki eşya ve şeylerle olan ilişkilerinden doğan anonim karekterli maddi ve manevi hayatı çevreleyen her türlü yaratılmış ve sistemleşmiş kurumlardır.

     Folklor: Bir toplumun halk kültürüne ait geek maddi gerek manevi kültürlerini araştırıp usulüne göre tespit ve bunlarla ilgili  olarak gelenel sonuç ve kurallar onun amaçlarını belirler. Şöyleki; folkorun amacı insanların binlerce yılda beri biriktirip getirdiği ve onların yaşantılarını sürdüren ve bugünde halk tabakaları arasında yaşayan bilgileri araştıran, inceleyip değerlendirdikten sonra bölgesel kültürlerden ulusal kültürlere öğeler aktarmak suretiyle onları kuvvetlendirmek ve dolayısıyla insanlık kültürüne katkıda bulunmaktır. Folklor kapsamında iki temel öğe bulunmaktadır.

·          Maddi Hayat Kültürü: Maddi hayat öğesi toplumun tabiyat olaylarına yaklaşımını tabiyatla mücadelesinin ona hakim olma ve ondan faydalanma savaşında bulunduğu ilkel teknik, fen ve bilim anlaşımaktadır.Elde edilen maddi hayata ait bilgiler babadan oğula, ustadan çırağa ve kulaktan kulağa olmak üzere nesilden nesile aktarılarak anonim mahsuller olarak varlıkları devam ettirirler.

·           Manevi Hayat Kültürü: Manevi hayat öğesi açısından bakıldığı vakit folklor gelenekler bilimidir denilebilir. Çünkübir toplulukta kuşaktan kuşağa geçen kültür mirasları alışkanlıklar, bilgiler,töreler ve davranışlar bütünü ile gelenek kavrramı içerisindedir

      Folklor tanımı: Halkın geleneğine bağlı maddi ve  manevi kültürünü keendine özgü metotlarla derleyen, araştıran, sınıflandıran, çözümleyen ve halk küntürü üzerinde değerlendirmeler yapan bir bilimdir.

     Folklorun İnceleme Alanı: Folklorun inceleme alanı halk kültürüdür. Halk kavramı siyasi ve ideolojik görüşlere göre farklı değerlendirilmektedir.Folklorculara göre halk ortak sosyal ve kültürel özelikleri bulunnan insan topluluğudur.Genellikle bir olayın veya bir kültür ürününün folklor malzemesi sayılabilmesi için şu özeliklere  sahip olması gerekmektedir.

 
 a-     Halka ait olması

b-    Sözlü geleneğe dayalı olması

c-     Anonim olmasıı

d-    Nesilden nesile, ttoplumda topluma geçerek yayılmış olması

e-     Belli bir coğrafya üzerinde yaygın olması

f-      Belli bir tarih geleneğine sahip bulunması

g-     Bilinçsiz bir süreçte oluşması

h-     Genellik özelliği taşımması

Folklor malzemelerinin üç yönü bulunmaktadır.

·        Bilgi Haline Gelmiş Folklor Malzemeleri

Atasözü, Destan, Halk ilençleri(Vecize) gibi

·        Yaşanan Folklor Mallzemeleri

Doğum, ölüm, düğün gelenekleri gibi

·        Sanat Haline Gelmiş Folklorik Malzemeler

Halk oyunları, Halk Türküleri, El Sanatları gibi

    Folklor ürünlerinin özelikleri

1-     Yapısal özellikler

2-     İç yapı özellikler

3-     Fonksiyonel özellikler

 
 
   
 
    Folklorojik Özelikler: Folklor ürünlerinin dış görünüşlerini kapsar. Herhangibi bir folklor öğesinin halk arasındaki yürülükteki şeklidir. Üç bölümde inceleyebiliriz.

·          Varyantlı olanlar: Ülkemizde bu konuda tükenmesi mümkün olmayan dünyanın en zengin hazinelerine sahibiz. Varyantlı bir folklor uygulaması bölgelere göre değişik folklor uygulamaları altında değişmeye uğrayarak özde aynı uygulamada bazı ufak farklılıklllar gösterebilmektedir. Her varyant belli bir kaynakla doğmakla beraber kendi çağına ait özellikler taşır.

·          Varyantsız olanlar: Bunlar değişik sosyal kültürel ve ekonomik etkinleklere rağmen hiçbir değişikliğe uğramamış folklor ürünleridir. Türkiye'nin neresinde olursa olsun bu ürünler arasında fark yoktur. İşte bu nedenle varyantsız folklor ürünlerini aynı tip folklor kalıntısı olarak nitelemek mümkündür.

    Örneğin; nazar folklorunda karşılaşılan durum. Sarı saçlarını, mavi gözlerin nazarının değdiğine inanılması gibi.

·          Tek yer örnekli olanlar: sadece bir tek yerde canlı ve cansız folklor ürünleridir.Bunların varyantları yoktur.Başka bir yerde raslamak mümkün değildir.

    Halk inançları: Halk inançları olarak örfler, adetler, gelenekler, görnekler, töreler, moda gibi kavramlar hem sosyolojinin, hemde halk biliminin kapsamı içindedir.
 
12  Halk Oyunları / Yöreler / Uşak Yöresi Halkoyunları : 17-09-2009, 17:49
UŞAK YÖRESİ HALK OYUNLARI

Uşak’ın konumu iç batı Anadolu eşiğinde olduğundan zeybek oyunlarından ve teke yöresinden etkilenmiştirTeke ve zeybek yöresinin beşiğindedirGeçiş yöresi olduğu için oyunları bol ve zengindir
Zeybek oyunlarından daha çok Yörük zeybeğinden etkilenerek oynanmıştır Kadınların oynadıkları zeybek oyunlarınada “efeleme” adı verilmiştir Zeybek havalarının usulü dokuz zamanlıdır Uşak yöresinde de en çok 9/8 zamanla oynanır Oyunlar önce yavaştan gezinleme ile başlar,müzikli bir sergileme yaptıktan sonra nara atarak (haydi efeler,haydi efem,hayda vb) oyuna başlanırOyun nakarat süresince döndürülürSonra yeniden gezinmeye geçilirKadın oyunlarında gezinme yoktur
Kadınların oynadıkları oyunlar efelemeden sonra kadın oyunları ve düz oyunlar diye adlandırılır



ZEYBEKLER

• İslamoğlu Zeybeği
• İslice Zeybeği
• Takmak Zeybeği
• Gediz Zeybeği
Bu oyunlar davul zurna eşliğinde kadın ve erkeklerin oynadığı kaşıkla oynanan oyunlardır
B-DİĞER OYUNLAR
• Karataş
• Karanfil
• Ormandan Gel
• Elmanın İrisi
• Üzüm Sereriz
• Ho tin tin (Banaz yöresinde kadınların tefle oynadığı bir oyundur)


<a href="http://www.youtube.com/v/6NvoqLMM0AI" target="_blank">http://www.youtube.com/v/6NvoqLMM0AI</a>

13  Folklor / Gelenek - Görenek / Gelenek ve Görenekleriyle UŞAK. : 17-09-2009, 17:37
UŞAK

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Târih boyunca çeşitli medeniyetler ve milletler bu bölgeden gelip geçmiştir. 1071�den beri her bakımdan Türk olan bu bölgede Türk-İslâm kültürü örf ve âdetleri tam olarak yerleşmiştir.

DOĞUM :
Hamile kadınların doğumlarına kadar yediklerine ve içtiklerine dikkat etmesi gerektiğine inanılır.Eğer kadın günden güne güzelleşiyorsa doğacak çocuğun erkek,günden güne çirkinleşiyorsa kız olduğuna inanılır.İlk doğumlar oğlan ve kız evleri için en önemli olaylardan biri sayılır.Kız evi tarafından çocuğa beşik,yatak,yorgan ve iç çamaşırı gibi hediyeler alınır ve törenle oğlan evine götürülür.
EVLENME :
Eskiden Uşak�ta evlilik görücü usulü ile olurdu.Beğenilen gelin adayı kızın evine oğlan tarafı münasip kişilerle birlikte �Dünür gider� Allah�ın emri, peygamberin kavli ile kız istemeye geldiklerini belirtirler.Kız tarafı düşünmek, araştırmak ve danışmak için süre ister.Oğlan tarafının daha sonraki ziyaretinde uygun bulunursa söz kesilir.Nişan konur,nişan töreni yapılır.Bu törende misafirlere nişanlanan çiftlerin ömür boyu işleri beyaz, günleri aydınlık olsun diye süt içirilir.Düğün sırasında kız kendini kardeşlik oğlanda sağdıç tutar.Düğünler genelde Perşembe veya Pazar gecesi esas alınarak başlar.Üç,beş gün önceden eşe dosta akrabalara oku denilen davetiyeler gönderilir.Düğün gününden bir iki gün önce davul zurna getirilir,yemek hazırlıklarına başlanılır,etlik hayvanlar kesilir,keşkekler dövülür,büyük kazanlarla yemekler pişer,misafirlere ikram edilir.Gerdekten bir gün önceki gece kına gecesidir.Oğlan evi tarafından hazırlanan �kına heybesi� kız evine götürülür.O gece kız evinde şenlikler yapılır.Kına gecesi günü oğlan tarafının aldığı �çeyiz� davul zurna eşliğinde kız evine götürülür.Kız tarafının çeyizi ile birlikte sergilenir.Düğün günü bütün çeyizler toplanır.Tekrar oğlan evine yeni çiftlerin eşyaları olarak gider.Gelin alma günü Perşembe veya Pazar günüdür.Bugünlerde eğlence yapılmaz gelin hazırlanır,süslenir,giydirilir.Herkesin görebileceği bir odada bekletilir.Oğlan evinde güvey hazırlanır ve öğleden sonra davul zurna eşliğinde arabalı düğün halayı konvoy halinde gelin almaya gider.Kız evinde fazla beklenilmez gelin çıkarılır.Daha sonra oğlan evine dönülür.Gelin inince damadın babası tarafından avluya kadar götürülür.Burada gelin oturur.Oyunlar oynanır.Aynı gün kız evinden sinilerle baklava, börek, tavuk eti vb. yiyecekler gelir eğlenceler akşama kadar devam eder.Gelin gerdek odasına girmeden önce kapıya bir parmak yağ çalar,çivi çakar,gelinin eline ekmek verilir.Gelin ekmekleri omzundan geri atar.Orada bulunanlar ekmekleri toplarlar.Gerdek gecesi akşamı hoca çağrılır.Daha önce kıyılmış resmi nikaha ilaveten dini nikah kıyılır.Damat sağdıcı tarafından yumruklanarak gelin odasına konulur.Damat gelini konuşturmak için çeşitli hediyeler verir.Kız evinden gelen tavuk eti ve baklavalar yenir.Damat önde gelin arkada iki rekat namaz kılarlar.Ertesi gün evdekilerin eli öpülür.Kızın annesine haber gönderilerek bahşiş alınır.Aynı gün kız ve oğlan evinin birlikte katıldığı �yan günü� eğlencesi yapılır.Yemekler yenilir.
Kız Arama :
Askerliğini bitirmiş olan oğlanların anneleri tanıdıkları yoluyla kızaramaya başlar, Kız bulunduktan sonra ailesine haber gönderilir.

Yavuklu Olmak:
Oğlan evinden kız evine birkaç ihtiyar kadın görücülüğe gider kız beğenilirse aynı eve birkaç gün dünürcülüğe gidilir. Oğlanın annesi kız evinin pis ya da temiz olduğunu anlamak için divanın altına beyaz bir ip atar. Ağzı kokuyor mu diye kızı öperler. İyi duyuyor mu diye kısık sesle bir şey sorarlar.
Kız isteme:
Dünürcüler, Allah�ın Emri Peygamber�in Kavli ile kızı isterler. Kız evinden olumlu cevap alınırsa, kız evi oğlan evine yemek davetinde bulunur. böylece kız evinden söz alınmış olur. Dünürcülere kız verilmek istenmezse oğlanın kahvesine tuz atılır Ayakkabısına tuz veya su konur
Küçük ve Büyük Nişan:
Nişan çalgılı ya da çalgısız olarak kız evinde yapılır.oğlan evi gelin kızın büyük nişanda giyeceği ve takacağı altınları hazırlayarak, akrabalarına ve komşularına nişan davetinde bulunur. Kız evi de kendi çevresini davet eder. Nişan günü aile büyüklerinin elleri öpülerek karşılama yapılır. Ardından yenilir, içilir ve eğlenilir. İsteyen gelin kıza nişan günü hediye getirir
Gelin Kız Hamamı:
Oğlan evi tarafından kız evi hamama davet edilir. Evlilik hayatında mutlu olan bir kadın tarafından gelin kızın başı sabunlanır. Bütün akrabaları kızın başına su dökerek hamam havlusu ile onu kurular. Yıkanma ve kurulanma bittikten sonra türküler söylenir ve kahve içilir. Hamam sefası bittikten sonra kız evinden oğlan evine börek, pide ve dürüm gider.
Kına Gecesi:
Düğün hazırlıklarına başlayan taraflar akraba ve komşularını haberci aracılığıyla kına gecesi ve düğüne davet eder. Bu arada oğlan evi resmi Nikah hazırlıklarını tamamlamıştır. Kız evinde çalgılı olarak yapılan kına gecesinde Türküler söylenir. Gelin kızın ellerine ve ayaklarına kınalar yakılır.

Oturtma:
Kına gecesi günü oğlan evinde, damat ve arkadaşları toplanarak İçki içilir.
Düğün:
Düğün sabahı gelin kız hazırlanırken, oğlan evinde de geleneksel güvey giydirme içkili ve çalgılı eğlenti sırasında damadın hazırlanması yapılır. Hazırlıklar bitince fayton, at ya da arabayla gelin almaya gidilir.

Gelin Alma:
Düğün günü kız evinden oğlan evine türlü hediyeler götürülür. Düğün eğlencesi ailelerin durumuna göre salonda ya da avlu da yapılır. Genellikle akşama doğru son bulan düğün eğlencesinden sonra herkes yemeğe oturur. Yemekten sonra damat ve arkadaşları yatsı namazına giderler. Damat namazdan geldikten sonra yumruklanarak gelin odasına girer. Damat gelinle biraz konuşup görüştükten sonra kendilerine getirilen baklavayı yerler. Daha sonra ikişer rekat namaz kılarlar zifaf gecesinin ardından ertesi gün büyüklerin elleri öpülür.
ÖLÜM
Ölüm olayının hemen ardından ölen kişinin çenesi bağlanır.Ve gözleri yumulur.Daha sonra ölü soyularak ince bir örtü ile örtülür.Çeşitli dualar okunur. Duadan sonra ölüye şişmemesi için karnının üzerine demirden yapılmış bir eşya konulur.Ve elleri iki yanlarına uzatılır.Ölü yıkanıncaya kadar yanında Kuran okumak mekruhtur.Ölünün gömülme hazırlıkları vakit geçirmeden yapılır.Ölü temiz bir koku ile kokulandırılmış ve tütsülenmiş bir teneşir üzerine konulur.Sonra avret yerleri örtülür ve abdest aldırılır.Üzerine sabunlu su dökülerek başı ve yüzü yıkandıktan sonra sol yanına çevrilir.İlk önce sağ yanı yıkanır daha sonrada sağ tarafına çevrilerek sol tarafı aynı şekilde yıkanır.Bütün bunların ardından bir havlu veya bezle kurulanarak ölü kefene sarılır.Cenaze götürülürken tabutu dört kişinin omuzlaması sünnettir.Tabutu ne kadar çok kişi taşırsa ölen kişiye o kadar çok sevap yazılacağına inanılır.Mezara varıldığında kabir yarım adam boyu veya göğüse varılacak derinlikte kazılır.Kıble yönüne lahit yapılarak ölü kıble yönünde içine konulur.Sonra kefenin düğümü çözülür.Kerpiç ile lahtin üstü kapatılır ve kamışlarla örtülür.Sonra da kabrin üzerine toprak atılarak deve hörgücü gibi tümsek yapılır.Kimileri ölünün çok değer verdiği eşyasını (eşarp,şapka vb.)mezarının başına koyar.
YÖRESEL YEMEKLER:
Tarhana Çorbası ,Çömlek Eti ,Tahin Helva ,Katmer , Gediz güveci, pelvaze, erkeç, çepleme, çömlek eti, alacatane ve döndürmedir.
YÖRESEL GİYİM:
Kadınlar altınlarla süslü başlıklar, uzun etekli gömlekler, �girikli� denilen yırtmaçlı entariler, ayaklara yün çorap ve �lâçin� denilen ayakkabı giyerler. Erkeklerin giyimleriyse başlık, desenli poşular, işlemeli mintan, çepken, kara şalvar veya pantolondur. Ayaklara çizgili yün çorap ve kundura giyilir. Uşaklı kadınlarımızın önceleri yuvarlak yakalı,uzun etekli,gömlek,bunların altına giydikleri ayaklarına kadar uzanan kalçadan lastikli dizlik ve iç zıbın denilen önden bele kadar arkadan da kalçayı örtecek şekilde bir iç giyimleri vardı.Erkeklerinde iç giyimi kadınlarınkine benzerdi fakat yalnızca gömlek eteği kısa olurdu.Kadınlar dışarıya çıkacakları vakit önleri ve yanları yırtmaçlı,kolları uzun ve bol elbiseler giyerlerdi.Bunların üzerine de işlemeli bir kemer takılırdı. Ayrıca yine uzun,bel kısmından büzgülü koyu renkli olan bir başka sokak giysileri de vardı.Yeni gelinlerin bu elbiselerinin büzgülü olan kısımları süslü ( pul ve boncuk işlemeli) olurdu. Erkekler ise kemerli,dizlerine kadar bolca uzanan sonra ayak bileklerine kadar daralan,düğmeli kilot pantolon veya şalvar giyerdi.İşlemeli,uzun kollu cepken,bele bağlanan bir poçu ve yün çoraplar giysilerini tamamlayan diğer unsurlardı.Kadınlarımız başlık olarak,altın ile süslenmiş yazmayla tutturulmuş başa geçirilen bir başlık kullanırdı.Bu başlıkla saç bir bütün oluştururdu.Erkekler ise başlarına pamuklu veya ipekli bir poçu bağlardı.Kadınlar aksesuar olarak,altın bilezik,yüzük,bele kadar sarkan kolye,altın inci karışımlı küpe,siyah eldiven ve içi aynalı sedefli çanta taşırdı.Kadınlar evde nalın dışarıda keçmeli (kilitli) ponponlu sivri burunlu bir ayakkabı,bunların içine de yün ve kıl çorap giyerdi.Bunlardan başka evde mest de kullanılırdı.Erkekler daha çok kabaralı ve demirden yapılmış ayakkabı giyerdi.Ancak belirtilen bütün bu özellikler 1940 yıllara kadar devam edebilmiştir.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Uşak halk oyunları ve halk mûsikisi bakımından çok zengindir. Melodiler hareketlidir. Müzik ve halk oyunları İzmir bölgesine dâhildir. Başlıca oyunları: İslâmoğlu Zeybeği, Sallama Oyunu, Uşak Sürmelisi, Köroğlu, Gediz, Konyalı, Tek Zeybek, Çift Zeybek, Genç Ali Zeybeği ve Soğukkuyu Zeybeğidir.
Uşak�ın konumu iç batı Anadolu eşiğinde olduğundan zeybek oyunlarından ve teke yöresinden etkilenmiştir.Teke ve zeybek yöresinin beşiğindedir.Geçiş yöresi olduğu için oyunları bol ve zengindir.
Zeybek oyunlarından daha çok Yörük zeybeğinden etkilenerek oynanmıştır. Kadınların oynadıkları zeybek oyunlarınada �efeleme� adı verilmiştir. Zeybek havalarının usulü dokuz zamanlıdır. Uşak yöresinde de en çok 9/8 zamanla oynanır. Oyunlar önce yavaştan gezinleme ile başlar,müzikli bir sergileme yaptıktan sonra nara atarak (haydi efeler,haydi efem,hayda vb.) oyuna başlanır.Oyun nakarat süresince döndürülür.Sonra yeniden gezinmeye geçilir.Kadın oyunlarında gezinme yoktur. Kadınların oynadıkları oyunlar efelemeden sonra kadın oyunları ve düz oyunlar diye adlandırılır.
A-ZEYBEKLER
� İslamoğlu Zeybeği
� İslice Zeybeği
� Takmak Zeybeği
� Gediz Zeybeği
Bu oyunlar davul zurna eşliğinde kadın ve erkeklerin oynadığı kaşıkla oynanan oyunlardır.
B-DİĞER OYUNLAR
� Karataş
� Karanfil
� Ormandan Gel
� Elmanın İrisi
� Üzüm Sereriz.
� Ho tin tin (Banaz yöresinde kadınların tefle oynadığı bir oyundur.)
:Oyunların geneli düğünlerde,kına gecelerinde,oturmada (Oturma erkek tarafından bir önce gece yaptığı eğlence) yan gününde (düğün gününün ertesi günü sabahtan yapılan eğlence)gençlerin toplantılarında ve özel günlerde oynanır.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye�deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları,Karun hazineleri. Uşak, halı sanâtının Anadolu�da ilk merkezdi. Halıcılık Anadolu�ya Oğuz Türkleri ile Orta Asya�dan gelmiştir. Uşak halısı, dünyâca meşhurdu. Halı �kalı�dan gelir. Gelin çeyizlerinin içinde en kalıcı eşyâ olduğu için bu isim takılmıştır. Her evde halı dokunurdu. Uşak için halıcılık, ocakta bulgur tenceresi ve tandırda yufka ekmeği gibi tabiî bir işti. Halının çözgüsüne, atkısına eli varmayan Uşaklı yok gibiydi. Uşak halılarının ilk örneklerindeki geometrik süsler (Orta Asya modelleri) ile Kızılderililerin dokumalarındaki geometrik süsler aynıdır. Günümüzde halı dokumacılığı eski önemini kaybetmiş olup, makina halıcılığı gelişmektedir.
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Çocuk veya genç adının halk dilinden söylenişidir. Bazı rivayetlere göre ise uşak (ayınla söylenişi) aşık kelimesinden geldiği söylenmiştir.
14  Konu Dışı / Mizah - Eğlence / Yarışmalarda başınıza gelen komik anlar:) : 17-09-2009, 17:34

evet arkadaşlar yarışmalarda başınıza komik diyebileceğimiz neler geldi? Mesela jüri önünde düşme gibi.Bendeniz YörürKızı
15  Halk Oyunları / Yöreler / Ynt: ZEYBEK : 17-09-2009, 17:29
Zeybek evet güzel oyunlarımızdan.Ancak paylaşımınıızı daha açıklayıcı yaparsanız fotoğraflarla fln.  o zaman hem göze hem gönüle hitap eder Zaten fazla konu açılmadığı için Zeybek konusunun da olmaması normal onun için ilk önce paylaşımlarda bulunulması gerek.
Sayfa: [1]
Arsiv
Powered by SMF 1.1.8 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Copyright © 2008 Folklor / Halk Oyunları
Folklor | Halk Oyunları | Folklor Resimleri | Halk Oyunları Muzikleri | Halk Oyunları Videoları
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu